Son Pişmanlık Fayda Etmez
Tarih: 13.10.2016 18:27:58 / 1543okunma / yorum
Hanife Mert

  İnsan yaşamının her evresinde varlığını sürdürmek için mücadele eder. Bu mücadelede istenmeyen zorluklarla karşılaşır. Doğru zamanda doğru verilen kararlar yaşanacak acıları ortadan kaldırırken, yanlış zamanda verilen yanlış kararlar ise pişmanlığın pençesinde keşkelerle örülü hayal dünyasında insanı mutsuzluğa mahkum eder...

  Ne garip şu hayat! İnsanı her fırsatta farklı bir sürprizle karşılıyordu. İnsanın önceden ne yaşayacağını belirleme ve ne yaşayacağına karar verme özgürlüğü yoktu. O, kendine sunulan dayatmaları yaşamak zorunda idi.

    İnsan yaşadıklarında da yaşayacaklarında da ne kadar özgür? Ya da özgür mü? Zira son dönemlerde yaşadıklarına bakılırsa gelişen olaylar, tamamen kendi istemi dışında gerçekleşmişti. Sanki önceden her şey belirlenmiş, ona da vakti gelince sadece yaşamak düşüyordu. Yoksa kader dedikleri şey bu mu? İnsanın özgürlüğü sadece yaşamak mı?

     Akşam olmuş hava iyiden iyiye kararmıştı. Herkes evine çekilmiş, sokakta in cin top oynuyordu. Kezban´ın babası ve annesi akşam yemeğinin ardından komşuları rahatsızlandığı için, geçmiş olsun ziyaretine gitmişti.

    Kezban durgundu. Çünkü abisi Davut, sevgilisi Hasan ile birlikte geldiklerini kimseye belli etmeden bohçasını hazırlamasını ve akşam gelip kendisini Hasan´a kaçıracağını söylemişti. Kezban itiraz etmişti. Ancak Davut bu itiraza kulak asmadı. 

   Yüreğine hüzün çökmüş gurbet, hasret ve özlem şimdiden içini acıtmaya başlamıştı. Endişeli idi... İçini tarif edemediği bir sıkıntı kaplamıştı. Yakalanıp ele güne rezil olmak da vardı. Lakin ağama da karşı çıkamam diyordu. Sandıktan özene bezene işlediği kenarı dantel işlemeli beyaz bohçayı çıkardı. İçine bir kaç parça elbise ile 3-5 tane oyalı yazma koydu. Başka ne konur bilmiyordu ki küçücük bohçaya... İçine koymak istedikleri sığar mıydı? Karanlık gecelerde gaz lambasının ışığında bin bir hayallerle işlediği, göz nuru döktüğü çeyizlerinin hangi birini koyabilirdi? Kim bilir ne zaman alabilecekti onları..." Belki de hiç bir zaman," dedi. Hazırladığı küçük bohçasını aldı kapının eşiğine oturdu abisini  beklemeye başladı. 
Kız kardeşleri onun  yanına geldi:
-Gitme abla! Annem babam çok üzülür gitme, diye yalvardılar.
Kezban kararlı idi.
-Artık geri dönemem, dedi. 
Kısa bir süre sonra abisi Davut geldi, sert bir sesle: 
-Daha hazırlanmadın mı kız? diye heybetle bağırdı.
-Tamam abi hazırım dedi sessizce ve isteksizce...
Ancak birden evden çıkamadı işte...
  Evin önünde oyalanıp durdu. Zaman yaklaştıkça heyecanı iyice artmış, eli ayağı titremeye başlamıştı. Ayakları birbirine dolaşıyordu. Gitmekle gitmemek arasında kaldı. Bu durumu fark eden Davut kızarak, Kezban´ın arkasından itekledi.
Kezban göz yaşlarına hakim olamıyordu. Kız kardeşleri ile vedalaştı. Onlara nasihat etti:
“Mutlaka okuyun! okulunuzu bitirin, altın bileziğinizi (mesleğinizi) kolunuza takın. Benim gibi cahil kalıp bu duruma düşmeyin” dedi.
  Bohçasını aldı, ayağına geçirdiği lastik terliğiyle, bir müddet kapının eşiğinde bekledi. Başını çevirdi geride bıraktıklarına baktı. Hayalleri, anıları, umutları, özlemleri, beklentileri kalmıştı ardında. Al yazma örtülmüş yüzüne arkadaşlarının; “Kınayı getir aney, Parmağın batır aney bu gece misafirem koynunda yatır aney”türküsüyle ellerine kınası yakılıyordu. Kınalı elleri ile telli duvaklı beyaz gelinliğin içinde, zarif ve güzel bir gelin olmuştu. Beline kırmızı kuşağını abisi Davut bağlıyordu. Davullu zurnalı çıkıyordu baba evinden...
Davut´un:
“Hadi ne bekliyorsun kız çabuk ol!”
Diye kızması ile irkildi.
  Bir daha belki de hiç gerçekleştiremeyeceği, ömrünün sonuna kadar içinde bir uhde olarak kalacak olan tüm genç kızlık hayallerini, özlemlerini arkada bıraktı ve çıktı...
  İnsan bir kere o eşikten çıkmaya görsün. Ne kadar pişman olursa olsun çıktığı kapıya geri dönemiyordu. “Zira son pişmanlık fayda vermiyordu.” Kezban da Pişmanlığın acı veren soğuk yüzünü hissetmesine rağmen geri dönemedi. Elinde bohçası ile Davut´un arkasından hiç bilmediği bir geleceğe doğru küçük ancak seri adımlarla yürüyordu... 
    Anadolu´muzun çeşitli bölgelerinde benzer aile acıları yaşanmakta. Küçük yaşta kız çocuklarının kocaya kaçması, kendilerinden yaşça büyük babası yerinde insanlarla para karşılığı evlendirilmeleri "çocuk gelinler" gerçeğini sıklıkla gündeme getirir. Berdel uygulaması, görücü usulü evliliklerin yaygın olması, gençlerin birbirlerini tanımadan aile büyüklerinin kararı ile evlendirilmeleri günümüz yaşam tarzına ve anlayışına uymayan davranışlardır.

   Basın ve yayın organlarında benzeri olayların yaşanması sonucu işlenen kadın cinayetlerini okuyoruz.  Aile Meclisi kararı ile öldürülen kadınları, dövülen, kaburgası kırılan, yüzü morartılan kadınları görüyoruz. Sığınma evlerine sığınmak zorunda kalan çaresiz kadınları görüyoruz. Eşine şiddet uygulayan, eşini, çocuklarını katleden insanları görüyoruz.

Tüm bu yaşananları "cehalet"in tavan yapması olarak değerlendirmek yanlış olmasa gerek. Okumayan, okuduğunu anlayamayan, düşünemeyen, sorgulayamayan, neyin yanlış neyin doğru olduğunu göremeyen insanların verilmiş yanlış kararlar sonucu şiddete yönelmeleri, feodal ilişkileri devam ettirmek istemeleri şaşırtıcı değil.

İnsan yaşamının her evresinde varlığını sürdürmek için mücadele eder. Bu mücadelede istenmeyen zorluklarla karşılaşır. Doğru zamanda doğru verilen kararlar yaşanacak acıları ortadan kaldırırken, yanlış zamanda verilen yanlış kararlar ise pişmanlığın pençesinde keşkelerle örülü hayal dünyasında insanı mutsuzluğa mahkum eder...

 İnsan hayatı kararlardan ibarettir. Hayatımız verdiğimiz kararlar doğrultusunda şekillenir. Doğru yerde ve doğru zamanda verdiğimiz doğru kararlar bizi mutlu ederken, tıpkı öykümüzde ki Kezban gibi, düşünmeden ölçmeden tartmadan bencilce ve güdükçe verilmiş yanlış kararlar ise insanı, sonu gelmeyen pişmanlıklara ve keşkelerle örülü bir hayal dünyasında mutsuzluğa mahkum eder. Hayat asla hata kabul etmiyor... 

   Acaba insan kararlarında ne kadar özgür? Ya da gerçekten karar verme durumunda özgür müyüz? 

  Yorumu okuyucuya  bırakıyorum...


Muhabbetle,
Hanife MERT

 

 

 

Anahtar Kelimeler: Pişmanlık, Fayda, Etmez
Yazarın Diğer Yazıları
HATIR ARTIK HATIRALARDA MI (12 Aralık 2018 - Çarşamba)
Davetlisiniz (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
CEHENNEM SEVGİSİZ YÜREKLERDE YAŞANIR (19 Ekim 2017 - Perşembe)
Çifte Mutluluk (10 Eylül 2017 - Pazar)
Utanmaktan Utanma (02 Mayıs 2017 - Salı)
Ye Kürküm Ye… (28 Mart 2017 - Salı)
ÇANAKKALE ZAFERİ (17 Mart 2017 - Cuma)
Kör Düğüm Gibi Sevgi (08 Mart 2017 - Çarşamba)
Kara tren türküsü / Hüzünlü hikayesi (25 Aralık 2016 - Pazar)
BOŞANMAYA GİDEN YOLDA BİZ! (08 Ekim 2016 - Cumartesi)
BOŞANMAYA GİDEN YOLDA BİZ! (08 Ekim 2016 - Cumartesi)
Kurban Bayramınız Kutlu Olsun (11 Eylül 2016 - Pazar)
Umudun Bittiği Yerdedir Ölüm (10 Eylül 2016 - Cumartesi)
İnsanın Yaratılış Gayesi (24 Haziran 2016 - Cuma)
Dünyanın Çivisi mi Çıktı? (25 Nisan 2016 - Pazartesi)
18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ (17 Mart 2016 - Perşembe)
Kibir Hırs Kıskançlık (01 Mart 2016 - Salı)
YAŞAMAK HİÇ KOLAY DEĞİL (25 Şubat 2016 - Perşembe)
Değersizleştirilen değerlerimiz (23 Şubat 2016 - Salı)
Sözün Özü (15 Şubat 2016 - Pazartesi)
Sevginin Gücü (14 Şubat 2016 - Pazar)
Merhaba (04 Şubat 2016 - Perşembe)
Sayfa:
ANAMUR TV

ÇOK YAKINDA!

Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.3504
EURO
6.0839
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Mersin için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:06 07:46 12:54 15:27 17:45 19:12