SEVGİ VE PAYLAŞIM
Bir insanı diğer insanlarla temel öğe sevgidir. Diğer unsurlar ise geçici bir birliktelik getirir. Örneğin mal ortaklığından kaynaklanan menfaate dayalı bir birliktelik, orada sevgi yoksa menfaat ortadan kalkınca biter. Yine menfaatler üzerine kurulmuş bi
Tarih: 12.5.2017 12:59:19 / 257okunma / 0yorum
ALPER BABAHAN

Bir insanı diğer insanlarla temel öğe sevgidir. Diğer unsurlar ise geçici bir birliktelik getirir. Örneğin mal ortaklığından kaynaklanan menfaate dayalı bir birliktelik, orada sevgi yoksa menfaat ortadan kalkınca biter. Yine menfaatler üzerine kurulmuş bir birliktelik ihtiyaçlar son bulunca biter. Ama sevgi niteliksizdir. “Neden seviyorum?” sorusunun cevabı yoktur. Çünkü ben birini seviyorsam onu sevdiğim için seviyorumdur.

 

Sevgi insanın diğer insanlara verdiği bir armağan, bir lütuf değil, insanın kendisi için bir ihtiyaçtır. İçgüdüsel bir duygudur ve ona yön veren insandır.

 

O halde sevgilerimize yön verelim ve insanları sevelim. İnsanları insan oldukları için, aynı havayı teneffüs edip aynı dünyayı paylaştığımız için sevelim. Çünkü sevgi paylaşmak demektir. Bir ortamı paylaşmak, bir değeri paylaşmak, bir kişiyi paylaşmak, bir düşünceyi paylaşmak. Bunların her biri sevgi için birer nedendir. O halde “Neden sevmeliyim” diye düşünen biri kendine göre bir paylaşım bulup sevgisini açığa çıkarabilir.

Sevginin sevgi olabilmesi için bir esas da şudur: İnsan, insanı araç olarak değil amaç olarak görmelidir. Bir insanı araç olarak gören biri o kişiyi sevmez. Çünkü kişinin başkalarını araç olarak görmesi, menfaati icabı o kişi ile ilgilenmesi anlamına gelir ki bu da sevgi olmaz. Ve insanlar birbirlerini araç olarak gördükçe toplumda sağlıklı ilişkiler yaşanmaz. Böyle bir toplumda insanların ihtiyaç duydukları sevginin bir gereği olan saygı da ortadan kalkar. İnsanlar birbirlerinin üzerine basarak yükselmeye çalışırlar. Amir memurunu terfisi için, öğretmen öğrencisini ekmek parası için, doktor hastasını kariyeri için bir araç olarak gördüğü zaman sevginin eğitimciliği de ortadan kalkar.

Aslında sevgi çok başarılı bir eğitimcidir. Şöyle örneklendirebiliriz: Mesleğini seven, öğrencileriyle olmaktan hoşlanan bir öğretmen düşünelim. Bu öretmen işe başladığı andan itibaren kendini geliştirmeğe başlar. Mesleğinde biraz daha faydalı olabilmek, öğrencilerini bir adım daha ilerletmek için elinden geleni yapar. Ve bu gayreti kendisinin sosyal ve bireysel olarak gelişiminde rol oynar. İşte öğretmen ile öğrencileri ve mesleği arasındaki sevgi eğitimci rolüyle kendini göstermiştir.

 

Sevgi özgür ruhların yaşayabileceği bir duygudur. Başka bir değişle içindeki sevgiyi dışarı çıkarabilen insanlar özgür ruhların sahibi olan insanlardır. Bu insanların özellikleri ise bir takım tabulardan uzak olmaları ve önyargı ile bakmamalarıdır. Önyargı sevginin önüne çekilmiş bir settir. Bir kişi ile karşılaştığında önyargıyı devreye sokan insan o kişiye karşı sevgisini yöneltemez. Eleştirilerini yöneltebilir, takdirlerini yöneltebilir ama sevgisini yöneltemez. Çünkü önyargı insanı insan olduğu için sevmeğe engeldir.

 

Sevmek almak değil vermektir. Almak için sevilmez. Almak için sevmek sevgi değil tutkudur. Sevgi vermektir. Şöyle bir kendi yaşantımıza bakalım. Bizler için çok değerli insanlar vardır. Çok sevdiğimiz, çok özel insanlar. Onlar için bir şeyler yapmak, onlara bir şeyler vermek, onları mutlu etmek isteriz. Ama karşılığını beklemeyiz. Eğer onlardan sevgiden başka bir şey almayı istiyorsak orada durup düşünmek ve sevgimizi ölçüp tartmak gerekir. Örneğin uzmanların birçoğu “çocuklarınızı sermaye olarak görmeyin” derler. Yani bir anne çocuk sevgisinde bile, ki bu sevgi içgüdüseldir, bu iki varlık birbirlerini farkında olsalar da olmasalar da, isteseler de istemeseler de severler, bu sevgide bile beklentiye yer yoktur. Elbette aile içi birliktelikte belli esaslar olacaktır. Anne baba çocuğundan, çocukta anne babasından bir şeyler bekleyecektir. Ama bu beklentiler sevgiye dayalı vergilerle gerçekleşirse yerini bulur. Şiddete ve öfkeye dayalı bir tutum ise beklentileri zorla almaya götürür ki bu da ilişkileri zedeler. O halde gerek aile, gerek toplum içinde herkese bir şeyler alma değil, bir şeyler verme çabasında olmalıdır ki gerçek sevgi hakimiyetini kursun.

 

Vermek bir şeylerden vazgeçmek değil, bir şeyleri paylaşmaktır. Aynı kanı paylaşmak, aynı evi paylaşmak, aynı sınıf, aynı sırayı, aynı işi, aynı insanı, aynı değeri, aynı inancı paylaşmaktır. İnsan oluşu paylaşmaktır, sevgiyi paylaşmaktır.

 

Paylaşmayan ya da paylaştığının fakında olmayan insan sevemez. Sevgisinin farkına varamaz, sevgisine sebep bulamaz. Bir ömür boyu şöyle düşünür durur: “sevgi önemliymiş, her şeyi sevmek gerekiyormuş. Ama neden? ben komşumu neden sevmeliyim, iş arkadaşımı neden sevmeliyim? Bana bir faydaları yok ki. Neden sokakta gördüğüm insanı sevmeliyim? Neden insanları sevmeliyim? Evet bir ömür boyu düşünür durur. Paylaşmayı öğrenmedikçe de bu sorulara cevap bulamaz.

 

Vermekten bahsediyorduk. Vermek maddiyattan olabilir. Ama bu, her zaman sevgi göstergesi değildir. Asıl vermek iç dünyadan vermektir. Kendinden vermek, yaşamından vermektir. İç dünyasında yaşattıklarından, sevinçlerinden, üzüntülerinden, ilgilerinden, nüktelerinden, heyecanlarından, sıkıntılarından vermektir. Kendini onunla paylaşmaktır. Onun yaşamına ortak olmaktır. Birinin yaşamına ortak olmanın yani birini sevmenin ise bir takım getirileri vardır. Bunlar dört maddede toplanmıştır. İlgi, sorululuk, saygı ve bilgidir.

 

Sevgi ilk olarak ilgiyi getirir. Seven insan sevdiği ile ilgilenir. Anne baba çocuğuyla, çocuk anne babasıyla, eşler ve arkadaşlar birbirleriyle ilgilenir. İlgi yoksa sevgi tartışılır. Çiçekleri sevdiğini iddia edip de onları sulamayan, bakımlarını yapmayan bir kadının çiçek sevgisine inanmak zordur.

 

Sevginin getirisi olan ilginin en güzel gösterisi anne çocuk ilişkisinde yaşanır. İlgi sevilen varlığın yaşaması, büyüyüp gelişmesi için sarf edilen çabadır. Ama aynı zamanda ilgi onun psikolojik gelişimine de imkan sağlamaktır. Onun kendini geliştirmesine fırsat vermeden, gösterilen ilgi sevgiyi boğar. O sevgi yine sevgi olarak kalsa da sonuçları fayda yerine zarar olur. Bu durum daha çok anne baba ile çocuk arasındaki sevgide yaşanır. Diğer sevgilerde ise ilgi genelde dozundadır. Dolayısıyla da böyle bir problem yaşanmaz.

 

Sevginin ikinci getirisi sorumluluktur. İlgi sorumluluğu da gerektirir. Sorumluluk bir başkasının yüklediği bir görev değil kişinin kendi iradesiyle üstlendiği bir kazanımdır. Bir başka ifadeyle sorumluluk hesap vermeğe hazır olmak demektir.

 

Bir anne nasıl bebeğinden sorumlu ise, bebeğin bedensel olarak sorumluluğunu üstlenmişse birbirini seven insanların da duygusal olarak sorumluluğu birbirlerinin üzerindedir. Birbirini seven iki insan birbirlerinin üzüntülerinden, dertlerinden, sevinçlerinden sorumludur.

 

Aynı durum toplum için de söz konusudur. Bir grupta, bir toplumda insanlar birbirlerini seviyorsa birbirleriyle ilgilenmek ve birbirlerinden sorumlu olmak durumundadırlar. Derdi olana hep beraber çare bulmak, birinin sevincini hep beraber kutlamak, birinin heyecanını hep beraber paylaşmak sevginin ve onun getirileri olan ilgi ve sorumluluğun göstergeleridir.                       

 

Eğer bir toplumda bunlar yaşanmıyorsa o toplumda sevgi yoktur. O toplum paylaşmayı bilmiyordur, vermeği bilmiyordur.

 

Sevginin üçüncü getirisi ise saygıdır. Sorumluluk saygıyı içermelidir. Eğer saygıyı içermezse yani kişi sorumluluğundaki kişiye saygı duymazsa o zaman sorumluluk kendine bağlı kılmayı ve zorbalığı içerir. Bu durum da ilişkiyi sevgi değil öfke ve korku çerçevesinde geliştirir. Ve bu ilişki de kısa süreli ve verimsizdir. Bu ilişkinin süresi de ezilen bireyin ezikliğini ortadan kaldıracak güce sahip olmasıyla son bulur. Bundan sonra ise intikam duygusu ilişkiyi devam ettirir. Böylelikle de sevgiyle başlayıp saygıyla devam etmeyen bir ilişkinin çehresi değişmiş, bireyler arasındaki ilişki tamamen nefrete dönüşmüş olur.

 

Saygı insanın insan olmasına, kendini kanıtlayabilen bir birey olmasına verilen değerdir. Karşımızdaki insana değer vermek, onu önemsemektir. Saygı kişinin kendi özgürlüğünün kanıtıdır. Ruhen özgür olmayan, başka insanları köleleri gibi gören bir kişide saygı yoktur. Saygı sömürünün yokluğunun kanıtıdır. Kişi ancak bağımsızlaşmayı başarabilmişse, başkalarını sömürüp hükmü altına almadan, koltuk değneksiz ayakta durabiliyorsa insanlara saygı duyabilir. Saygı “ben söyleyeyim sen yap, senin hakkında ben düşüneyim sen hareket et” anlayışının önüne çekilmiş bir settir. Anne babalar ve eşler bu konuya biraz daha dikkat etmelidir. Bu fertler sevdikleriyle birlikte karar verebilirler. Birbirlerinin hayatlarına belirli ölçüde müdahale de edebilirler. Ama birbirlerini hükümranlıkları altına almaya hakları yoktur. Başkasına saygı duymayan bir insan kendine olan saygısını yitirmiş bir insandır.

 

Saygının sevgiden bir ayrıcalığı vardır.saygı daha geneldir. Yani bir toplumda birbirini tanıyan yada tanımayan iki insan birbirlerine insan olmaktan dışında bir sevgi duymayabilir. Ama saygı duymak zorundadır. İçinde saygı bulunmayan bir toplum yaşanmaz hale gelir. Günümüzde de insanlarımız birbirlerine olan saygılarında eksiklik göstermektedir. Bunun nedeni ise saygının insana değil de etikete gösterilmesidir. Bir profesöre saygı duyup da sokakta çalışan bir ameleye saygı duymayan bir insanın saygı adı altındaki o tavırları saygı değildir. Saygıyı etiketlerle sınırlayan insanların kendileriyle ilgili aşamadıkları problemleri vardır. Olgun insan ise etiketine bakmadan her insana insanca davranabilen ve saygı duyabilen insandır.

 

Saygının dördüncü getirisi ise bilgidir. Bilgiden kasıt insanları tanımaya çalışmaktır. Bu bilgi ise kişinin kendine gösterdiği ilgiyi, diğer insanları oldukları gibi görmeye çevirdiği zaman kazanılır. Bu bilgi sayesinde kişi sevdiğinin kızgın olup olmadığını o belli etmese bile anlar. Onun huzursuz veya endişeli olduğu zamanları tespit edebilir, sevindiği, mutlu olduğu halleri bilebilir. Onun davranışlarını yorumlayabilir. Örneğin yalnızlık hissettiğini, suçluluk duyduğunu anlayabilir. Bu sayede kendini onun yerine koyar ve ona göre davranır. Bu tavır, yani kendini onun yerine koyma ve onu tanıyabilme bütün ilişkilerde en güzel sonuçları verir. Ve toplumda başarılı ilişkiler oluşmasını sağlar. Toplumda yaşanan başarılı ilişkiler de sevgiyi geliştirir. 

Bir insanı diğer insanlarla temel öğe sevgidir. Diğer unsurlar ise geçici bir birliktelik getirir. Örneğin mal ortaklığından kaynaklanan menfaate dayalı bir birliktelik, orada sevgi yoksa menfaat ortadan kalkınca biter. Yine menfaatler üzerine kurulmuş bir birliktelik ihtiyaçlar son bulunca biter. Ama sevgi niteliksizdir. “Neden seviyorum?” sorusunun cevabı yoktur. Çünkü ben birini seviyorsam onu sevdiğim için seviyorumdur.

 

Anahtar Kelimeler: SEVGİ, PAYLAŞIM
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
HAYAT SU GİBİDİR AKAR GİDER (16 Şubat 2017 - Perşembe)
ENGELLİ HAFTASI (03 Aralık 2016 - Cumartesi)
Toplumsal dejenerasyon ve sosyal tramva (30 Eylül 2016 - Cuma)
Değerini Bilmek Gerekir Hayatın… (18 Ağustos 2016 - Perşembe)
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE (18 Temmuz 2016 - Pazartesi)
RAMAZAN AYI SEVAP AYI (08 Haziran 2016 - Çarşamba)
RAMAZAN GELDİ HOŞGELDİ (07 Haziran 2016 - Salı)
Kırmızıgül Filmi ve Anamur...... (09 Mayıs 2016 - Pazartesi)
HAYATA DAİR (18 Nisan 2016 - Pazartesi)
YINE BUGUN (12 Nisan 2016 - Salı)
Merhabalar.... (02 Nisan 2016 - Cumartesi)
Sayfa:
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
DOLAR
3.5000
EURO
3.9100
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Mersin için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
03:15 05:17 12:55 16:47 20:15 21:59